Blog

Karslı ve digerleri- Türkiye davası

AIHMKarslı ve Diğerleri kararıSuç ve Cezada Kanunilik ilkesitürkçe çeviri

Karslı ve Diğerleri / Türkiye kararı, AİHM’in ByLock kullanımına dayalı FETÖ/PDY üyeliği mahkûmiyetleri bakımından Yüksel Yalçınkaya içtihadını sürdürdüğü önemli bir karardır. Mahkeme, ByLock kullanımının tek başına silahlı terör örgütü üyeliğinin kesin delili kabul edilmesini, kişiye fiilen objektif sorumluluk yükleyen bir yaklaşım olarak değerlendirmiş; bu nedenle AİHS m. 7’de güvence altına alınan kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Ayrıca başvurucuların ByLock verilerine etkili biçimde itiraz edememesi, mahkemelerin bu delile ilişkin yeterli güvenceleri sağlamaması ve kararların gerekçelendirilmesindeki eksiklikler nedeniyle AİHS m. 6/1 kapsamında adil yargılanma hakkının da ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Bu karar, ByLock merkezli mahkûmiyetlerde yeniden yargılama talepleri bakımından güçlü bir hukuki dayanak niteliğindedir.

a

İKİNCİ BÖLÜM

KARSLI VE DİĞERLERİ- TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru No. 18693/20 ve 1.435 diğer başvuru; ekli listeye bakınız)

KARAR

STRASBURG

16 Aralık 2025

Bu karar kesindir ancak editörial revizyonuna tabi olabilir.

KARSLI VE DİĞERLERİ- TÜRKİYE KARARI

Karslı ve Diğerleri v. Türkiye davasında,

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire), aşağıdaki üyelerden oluşan bir Komite olarak toplanmıştır:

Başkan,

Jovan Ilievski,

Yargıçlar,

Péter Paczolay,

Juha Lavapuro,

ve Bölüm Kayıt Memuru Yardımcısı,

Dorothee von Arnim.

Mahkeme:

Ekli tabloda listelenen başvuru sahipleri (“başvuranlar”) tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine çeşitli tarihlerde Mahkemeye sunulan başvurular;

Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası (adil yargılanma hakkı) ve 7. maddesi (kanunsuz ceza olmaz) uyarınca şikayetlerin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Sayın Abdullah Aydın aracılığıyla temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi kararı;

Tarafların gözlemleri;

Ve Hükümetin başvuruların bir Komite tarafından incelenmesine yönelik itirazının reddedilmesi kararı hakkında 25 Kasım 2025 tarihinde gizli bir şekilde istişarede bulunduktan sonra, aşağıdaki kararı sunar:

DAVANIN KONUSU

1 Dava, Türk makamları tarafından “Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapısı” (bundan sonra “FETÖ/PDY” olarak anılacaktır) olarak tanımlanan ve 15 Temmuz 2016’da Türkiye’de gerçekleşen darbe girişiminin arkasında olduğu düşünülen silahlı terör örgütüne üyelik suçundan başvuranların mahkumiyetleriyle ilgilidir. Mevcut başvuruların daha geniş iç hukuk arka planı ve bağlamı, Mahkeme tarafından Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye davasında ([GC], no. 15669/20, §§ 10-22 ve 108 -40, 26 Eylül 2023) ortaya konmuştur.

2 Başvuranların mahkumiyetleri, esasen “ByLock” adlı şifreli mesajlaşma uygulamasını kullanmalarına dayanmaktadır. Yerel makamlar ve mahkemeler, ByLock uygulamasının yalnızca FETÖ/PDY üyelerinin kullanımına yönelik olarak tasarlandığını ve bu uygulamanın kullanımının tespit edilmesinin, Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca silahlı terör örgütüne üyelik suçundan mahkûmiyet için tek başına yeterli olduğunu değerlendirmiştir (Yüksel Yalçınkaya, §§ 155-65 ve 257).

3 Başvuranlar aleyhindeki diğer deliller, varsa, esas olarak ByLock kullanımının itirafı, bu uygulamanın kullanımını doğrulayan şifresi çözülmüş mesaj içeriği veya bu kullanıma tanıklık eden şahit ifadeleri; FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu düşünülen bir sendika, dernek ve/veya vakfa üyelik; yetkililer tarafından FETÖ/PDY’nin finansal yapısının bir parçası olarak kabul edilen Bank Asya’daki hesap işlemleri; FETÖ/PDY yanlısı yayınlar veya diğer görsel-işitsel materyallere sahip olma; FETÖ/PDY tarafından organize edildiği düşünülen gezilere katılım ve Türkiye’ye giriş ve çıkış kayıtları; FETÖ/PDY ile bağlantılı vakıflara bağışlar; FETÖ/PDY’yi desteklemek amacıyla yapıldığı düşünülen çeşitli gösterilere veya diğer örgütsel faaliyetlere katılım; örgüt lehine sosyal medya paylaşımları; FETÖ/PDY öğrenci yurtlarında veya konutlarında ikamet; örgütün diğer üyeleriyle iletişim kurmak için Kakao Talk veya Eagle gibi diğer mesajlaşma uygulamalarının kullanımı; HTS kayıtları, aynı suçtan yargılanan diğer kişilerle yapılan iletişimleri veya örgüt üyeliğini düşündüren diğer dijital kanıtları; FETÖ/PDY’ye bağlı kurum, kuruluş veya şirketlerde istihdamı ve/veya üyeliği; bu tür istihdam ve/veya üyelikle ilgili veya FETÖ/PDY ile diğer bağlantılarla ilgili tanık ifadeleri olarak gösterilmektedir. Başvuranların bazılarında, ByLock uygulamasının kullanımının tespit edilmesinin, iletişimlerin niteliği ve içeriğinden bağımsız olarak mahkûmiyet için yeterli olduğu gerekçesiyle, ByLock bulgularının ve değerlendirme raporlarının (potansiyel olarak ByLock üzerinden yapılan iletişimlerin şifresi çözülmüş içeriğini de içeren) ayrıntılı olarak dosyaya sunulması beklenmeden mahkûmiyet kararı verilmiştir.

4 Başvuranların mahkumiyetlerine karşı Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları bireysel başvurular, Yargıtay’ın bu konudaki emsal kararlarını onaylayan içtihatlarına dayanarak, mahkeme tarafından kabul edilemez oldukları gerekçesiyle reddedilmiştir (bkz. Yüksel Yalçınkaya, §§ 169-88).

MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ

I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ

5 Başvuruların benzer konularını dikkate alan Mahkeme, bu başvuruları tek bir kararda birlikte incelemeyi uygun bulmuştur.

II. SÖZLEŞMENİN 7. VE 6/1 MADDELERİNİN İHLALİ İDDİASI

6 Başvuranlar, FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca yargılanmaları ve mahkûm edilmelerinin, Sözleşme’nin 7. maddesindeki kanunsuz ceza verilmemesi ilkesini ve 6. maddesinin 1. fıkrasındaki adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini, özellikle Demirhan ve Diğerleri- Türkiye davasında (1595/20 ve ve diğer 238 dava, 29. fıkra, 22 Temmuz 2025) belirtilen nedenlerle ileri sürmüşlerdir. Özellikle, ByLock verilerinin toplanması ve delil olarak kabul edilmesindeki çeşitli usulsüzlüklerden, bunlara itiraz etmede karşılaştıkları zorluklardan ve mahkemelerin bu delillere ilişkin kararlarındaki gerekçelerin yetersizliğinden şikâyet etmişler ve bu durumun yargılamalarını adil kılmadığını belirtmişlerdir.

7 Hükümet, Demirhan ve Diğerleri’nde (Demirhan ve Diğerleri, §§ 31-34) özetlenen gözlemlerini yineleyerek mevcut başvuruların, Mahkemenin Yüksel Yalçınkaya’da ele aldığı konulara benzer konuları gündeme getirdiği konusunda kendilerine bildirimde bulunulduğunu, ancak Mahkemenin Yüksel Yalçınkaya kararındaki değerlendirmelerinin o davanın özel koşullarıyla ilgili olduğunu ileri sürdü. Bu nedenle Mahkemenin, o kararda yapılan tespitleri mevcut başvurulara genellemekten kaçınması gerektiğini savunan Hükümet, Mahkemeyi her bir başvurucu aleyhindeki ceza yargılamasını kendi özel koşullarına göre değerlendirmeye davet etti. Hükümet özellikle, mevcut başvurulardaki mahkumiyetlerin yalnızca başvurucuların ByLock uygulamasını kullanmalarına dayanmadığını, Yüksel Yalçınkaya’da değerlendirilmeyen çok çeşitli başka delilleri de içerdiğini iddia etti (bkz. yukarıdaki 3. paragrafta listelenen deliller). Hükümete göre söz konusu delillerle doğrudan temas halinde olan yerel mahkemeler, her bir başvuranın silahlı terör örgütüne üyeliğini, dosyalarındaki tüm unsurları dikkatlice değerlendirdikten sonra bireysel olarak tespit etmiştir.

8 Mahkeme, bu şikayetlerin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça temelsiz olmadığını veya başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını tespit eder. Bu nedenle, bunların kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.

9 Esaslara gelince, Mahkeme, başvuranlardan bazılarının delillerinin, Yüksel Yalçınkaya davasında tartışma konusu olmayan materyaller içerdiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte, kendisine sunulan tüm materyalleri ve argümanları inceledikten sonra, Mahkeme, Demirhan ve Diğerleri davasında (Demirhan ve Diğerleri, §§ 36-47) ayrıntılı olarak açıklanan nedenlerle, bu davada Yüksel Yalçınkaya davasındaki (Yüksel Yalçınkaya, §§ 237-72 ve 300-56) bulgularından sapmak için hiçbir neden bulmamaktadır.

10 Yüksel Yalçınkaya davasında Sözleşmenin 7. ve 6/1 maddelerinin ihlal edildiğine dair bulguların, özellikle yerel mahkemelerin ByLock kullanımına ilişkin değerlendirmesinden kaynaklandığı, buna göre ByLock kullanımı tespit edilen herkesin Ceza Kanununun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca silahlı terör örgütüne üyelikten yalnızca bu gerekçeyle mahkûm edilebileceği belirtilmektedir (Yüksel Yalçınkaya, §§ 364, 413 ve 414). Bu nedenle, Yüksel Yalçınkaya’da (§ 414) da altı çizildiği ve daha sonra Demirhan ve Diğerleri’nde (§ 38) tekrarlandığı üzere, o davada Sözleşmenin 7. ve 6/1 maddelerinin ihlal edildiği yönündeki bulguya yol açan durumun, münferit bir olaydan kaynaklanmadığı veya o davanın özel koşullarına özgü bir durum olmadığı, aksine ByLock kullanımı nedeniyle FETÖ/PDY üyeliğinden mahkûm edilen herkes için geçerli olabileceği sonucu çıkar.

11 Mahkeme, başvuranlardan bazılarının, ByLock kullanımı dışında, faaliyetlerinin sürekliliği, çeşitliliği ve yoğunluğu ile Yargıtay içtihatlarında belirtildiği üzere FETÖ/PDY hiyerarşisine bağlılıklarını gösteren ve böylece suçlandıkları şekilde mahkûm edilmelerini sağlayabilecek başka delillerin de olabileceğini dışlamamaktadır (Yüksel Yalçınkaya, § 184). Bununla birlikte, ByLock kullanımının tek başına, iç hukukta tanımlanan silahlı terör örgütüne üyelik suçunun tüm unsurlarının varlığının kesin kanıtı olarak kabul edilmesi gerçeği ortadadır. Mahkeme, ByLock kullanıcılarına fiilen objektif sorumluluk yükleyen bu yerel mahkemelerin yaklaşımının, Sözleşmenin 7. Maddesi kapsamında güvence altına alınan hukuka uygunluk ilkesine aykırı olduğunu ilan etmiştir (Yüksel Yalçınkaya, §§ 271 ve 272) ve mevcut davada aksi yönde bir karar verme nedeni görmemektedir (ayrıca bkz. Demirhan ve Diğerleri, § 39).

12 Mahkeme ayrıca, özellikle başvuranların Sözleşmenin 6. Madde 1. Fıkrası kapsamındaki iddialarına ilişkin olarak, her bir başvuran aleyhine ayrı ayrı yürütülen ceza yargılamalarının, esas olarak başvuran lehine veya aleyhine sunulan delillere ve bu delillerin sunulma biçimine bağlı olarak, bazı usule ilişkin farklılıklar gösterebileceğini de belirtmek ister. Bununla birlikte, her dosyanın olası özelliklerinden bağımsız olarak, ulusal mahkemelerin ByLock kullanımına ilişkin tek tip ve küresel yaklaşımı, söz konusu ceza yargılamalarının usule ilişkin çerçevesini etkili bir şekilde tanımlamış ve bu nedenle Yüksel Yalçınkaya’nın 6. Madde 1. Fıkrası kapsamında tespit ettiği temel eksikliklerden (Yüksel Yalçınkaya, § 345; ayrıca Demirhan ve Diğerleri, §§ 42-45) muzdarip olmuştur. Mahkeme, bu davalarda, yerel mahkemelerin, başvuranların ByLock verilerinin dava konusu temel delil olarak kullanılmasına ilişkin olarak, bu verilere etkili bir şekilde itiraz edebilmelerini, davanın özünde yatan önemli konuları ele alabilmelerini ve kararlarını gerekçelendirebilecek gerekçeler sunabilmelerini sağlayacak uygun güvenceleri oluşturmada başarısız olmalarının, başvuranların 6. Madde 1. Fıkra kapsamındaki usul haklarının özüyle bağdaşmadığı sonucuna varmıştır. Mahkeme, 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminin ardından Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı zorlukların, mevcut dava gibi davalarda dikkate alınması gereken bağlamsal bir faktör olduğunu kabul etmektedir. Bununla birlikte, Yüksel Yalçınkaya’da (§§ 353-55) ayrıntılı olarak açıklanan nedenlerden dolayı, başvuranların adil yargılanma haklarına getirilen sınırlamaların, Sözleşmenin 15. Maddesi anlamında durumun gereklilikleri tarafından kesinlikle gerekli olduğuna karar verecek bir dayanağı bulunmamaktadır.

13 Yukarıdaki hususlar göz önüne alındığında, Mahkeme, bu davanın olguları ışığında Sözleşmenin 7. ve 6/1 maddelerinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (ayrıca bkz. Yüksel Yalçınkaya, §§ 272 ve 356 ve Demirhan ve Diğerleri, § 46).

III. SÖZLEŞMENİN DİĞER İHLALLERİ

14 Mahkeme, başvuranlardan bazılarının Sözleşmenin 5, 8, 9, 10, 11 ve 14. maddeleri gibi diğer hükümleri uyarınca da şikâyette bulunduğunu veya 6. maddenin diğer yönleriyle ilgili şikâyetlerde bulunduğunu (yukarıda anılan Yüksel Yalçınkaya davasında olduğu gibi, §§ 357, 358, 368 ve 374) kaydetmektedir. Bununla birlikte, yukarıda 7. ve 6/1 maddelerin ihlaline ilişkin tespit dikkate alındığında (bkz. paragraf 13), Mahkeme, davanın ortaya koyduğu temel hukuki soruları ele aldığını ve kalan şikayetlerin kabul edilebilirliği ve esaslarına ilişkin bir değerlendirmeye gerek olmadığını düşünmektedir (kıyasen bkz., Yüksel Yalçınkaya, §§ 365, 367 ve 373; Turan ve Diğerleri-Türkiye, 75805/16 ve 426 diğer dava, § 98, 23 Kasım 2021; ve Demirhan ve Diğerleri, § 48).

SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

15 Mahkeme, Yüksel Yalçınkaya’da (§§ 404, 411, 412 ve 425; ayrıca Demirhan ve Diğerleri § 53) açıklanan nedenlerle, Sözleşme’nin 7. ve 6/1 maddelerinin ihlal edildiğine dair tespitin, başvuranların bu davada uğradığı manevi zararlar bakımından yeterli ve adil bir tazminat olarak kabul edilebileceğini değerlendirmektedir. Bu bağlamda, başvuranların Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendi uyarınca, bu kararın verilmesinin ardından iç hukuktaki yargılamanın yeniden başlatılmasını talep etme imkanına sahip olduklarını (bkz. Yüksel Yalçınkaya, § 411) ve yargılamanın kararın “sonuçları ve ruhu” ile uyumlu bir şekilde yeniden başlatılmasının, talep etmeleri halinde, prensip olarak en uygun çözüm yolu olacağını belirtmektedir.

16 Demirhan ve Diğerleri’nde (§§ 54-56) ortaya konan nedenlerden dolayı, Mahkeme bu tür takip başvurularına ilişkin masraf ve giderler için herhangi bir hüküm vermemektedir.

BU NEDENLERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİ İLE

  • Başvuruların BİRLEŞTİRİLMESİNE;
  • Başvurucuların, FETÖ/PDY üyeliğinden yargılanmaları ve mahkûmiyetlerinin, Sözleşme’nin 7. maddesinde düzenlenen kanunsuz ceza olmaz ilkesini ve 6. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen adil yargılanma hakkını ihlal ettiği yönündeki şikâyetlerinin, mahkûmiyete esas teşkil eden deliller bakımından savunma hakları bakımından KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA;
  • Sözleşmenin 7. Maddesinin İHLAL EDİLDİĞİNE;
  • Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE;
  • Başvuranların geri kalan şikayetlerinin kabul edilebilirliği ve esaslarının incelenmesine GEREK OLMADIĞINA;
  • İhlalin tespit edilmesinin, başvuranların uğradığı manevi zararlar için kendi başına yeterli ve adil bir tazminat teşkil ettiğine KARAR VERİR;
  • Başvuranların hakkaniyetli tazminat taleplerinin geri kalanını REDDEDER.

Bu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme Kurallarının 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 16 Aralık 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Dorothee von Arnim
Jovan Ilievski

Yazı İşleri Müdür Yardımcısı
Başkan