Cezanın İnfazının Ertelenmesi
Hapis cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesi
Madde 16- (1) Akıl hastalığına tutulan hükümlünün cezasının infazı geriye bırakılır ve hükümlü, iyileşinceye kadar Türk Ceza Kanununun 57 nci maddesinde belirtilen sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınır. Sağlık kurumunda geçen süreler cezaevinde geçmiş sayılır.
(2) Diğer hastalıklarda cezanın infazına, resmî sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı, mahkûmun hayatı için kesin bir tehlike teşkil ediyorsa mahkûmun cezasının infazı iyileşinceye kadar geri bırakılır.
(3) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen geri bırakma kararı, Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanan rapor üzerine, infazın yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığınca verilir. Geri bırakma kararı, mahkûmun tâbi olacağı yükümlülükler belirtilmek suretiyle kendisine ve yasal temsilcisine tebliğ edilir. Mahkûmun geri bırakma süresi içinde bulunacağı yer, kendisi veya yasal temsilcisi tarafından ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilir. Mahkûmun sağlık durumu, geri bırakma kararını veren Cumhuriyet Başsavcılığınca veya onun istemi üzerine, bulunduğu veya tedavisinin yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığınca, sağlık raporunda belirtilen sürelere, bir süre bulunmadığı takdirde birer yıllık dönemlere göre bu fıkrada yazılı usule uygun olarak incelettirilir. İnceleme sonuçlarına göre geri bırakma kararını veren Cumhuriyet Başsavcılığınca, geri bırakmanın devam edip etmeyeceğine karar verilir. Geri bırakma kararını veren Cumhuriyet Başsavcılığının istemi üzerine, mahkûmun izlenmesine yönelik tedbirler, bildirimin yapıldığı yerde bulunan kolluk makam ve memurlarınca yerine getirilir. Bu fıkrada yazılı yükümlülüklere aykırı hareket edilmesi hâlinde geri bırakma kararı, kararı veren Cumhuriyet Başsavcılığınca kaldırılır. Bu karara karşı infaz hâkimliğine başvurulabilir.
(4) Hapis cezasının infazı, gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren bir yıl altı ay geçmemiş bulunan kadınlar hakkında geri bırakılır. Çocuk ölmüş veya anasından başka birine verilmiş olursa, doğumdan itibaren iki ay geçince ceza infaz olunur.
(5) (Ek: 24/1/2013-6411/3 md.) Kapalı ceza infaz kurumuna girdikten sonra gebe kalanlardan koşullu salıverilmesine altı yıldan fazla süre kalanlar ile eylem ve tutumları nedeniyle tehlikeli sayılanlar hakkında dördüncü fıkra hükümleri uygulanmaz. Bu kişilerin cezasının dördüncü fıkrada öngörülen kısmı, ceza infaz kurumlarında kendileri için düzenlenen uygun yerlerde infaz olunur.
(6) (Ek: 24/1/2013-6411/3 md.) Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmun cezasının infazı üçüncü fıkrada belirlenen usule göre iyileşinceye kadar geri bırakılabilir.
Çocuğunun hastalığı nedeniyle kadın hükümlünün cezasının infazının ertelenmesi
Madde 16/A- (Ek: 28/3/2023-7445/23 md.)
(1) İnfazına başlanmış olsa bile, toplam on yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkûm olan veya adli para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilen kadın hükümlünün, engelliliği nedeniyle bakıma muhtaç olan veya ağır bir hastalığa maruz kalan on sekiz yaşını doldurmamış çocuğunun bulunması ve toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağının değerlendirilmesi hâlinde, cezasının infazı Cumhuriyet Başsavcılığınca bir yıla kadar ertelenebilir. Erteleme süresi her defasında altı ayı geçmemek üzere en çok dört kez uzatılabilir. Erteleme süresi içinde zamanaşımı işlemez. Çocuğun engellilik nedeniyle bakıma muhtaç olma veya ağır hastalık hâli, 16 ncı maddenin üçüncü fıkrasına göre belirlenir. Erteleme süresi içinde; hükümlünün ertelemenin amacına veya yükümlülüklere aykırı davrandığının denetimli serbestlik müdürlüğü veya kolluk birimlerince tespit edilmesi, hükümlü hakkında kasten işlenen bir suçtan dolayı kamu davası açılması veya çocuğun iyileşmesi hâlinde, erteleme kararı kaldırılarak ceza derhâl infaz olunur. Hükümlü, Cumhuriyet savcısı tarafından erteleme süresi içinde;
a) Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek,
b) Belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak,
c) Ekonomik durumu göz önünde bulundurularak belirlenen güvence miktarını yatırmak,
yükümlülüklerinden en az birine tâbi tutulur. Hükümlü hakkında ayrıca Cumhuriyet savcısı tarafından yurt dışına çıkamama yükümlülüğü konulur.
-
Hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi
Madde 17 - (Değişik: 24/1/2013-6411/4 md.)
(1) Kasten işlenen suçlarda üç yıl, taksirle işlenen suçlarda ise beş yıl veya daha az süreli hapis cezalarının infazı, çağrı üzerine gelen hükümlünün istemi üzerine, Cumhuriyet Başsavcılığınca ertelenebilir.
(2) Erteleme, her defasında bir yılı geçmemek üzere en fazla iki kez uygulanabilir.
(3) Erteleme süresi içinde, hükümlü hakkında kasten işlenen bir suçtan dolayı kamu davası açılması hâlinde, erteleme kararı kaldırılarak ceza derhal infaz olunur.
(4) Birinci fıkrada belirtilen hapis cezalarının infazına başlanmış olsa bile, hükümlünün yükseköğrenimini bitirebilmesi, ana, baba, eş veya çocuklarının ölümü veya bu kişilerin sürekli hastalık veya malullükleri nedeniyle ailenin ticari faaliyetlerinin yürütülebilmesinin veya tarım topraklarının işlenebilmesinin imkânsız hâle gelmesi veya hükümlünün eş veya çocuklarının sürekli hastalık veya malullükleri nedeniyle bakıma muhtaç olmaları ya da hükümlünün hastalığının sürekli bir tedaviyi gerektirmesi gibi zorunlu ve çok ivedi hâllerde, Cumhuriyet Başsavcılığınca bir yılı geçmeyen sürelerle hapis cezasının infazına ara verilebilir. Ancak bu ara verme iki defadan fazla olamaz.
(5) Erteleme isteminin kabulü, güvence gösterilmesine veya diğer bir şarta bağlanabilir.
(6) Bu madde hükümleri;
a) Terör suçları, örgüt faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlar ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkûm olanlar,
b) Mükerrirlere özgü infaz rejimi uygulanmasına karar verilenler,
c) Disiplin veya tazyik hapsine mahkûm olanlar,
hakkında uygulanmaz.
Mahkemece infazın ertelenmesi veya durdurulması
Madde 17/A- (Ek:17/10/2019-7188/32 md.)
(1) Birlikte işlenmiş olup da 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 280 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 306 ncı maddesinin uygulanma olanağının bulunduğu hâllerde, hükmü veren ilk derece mahkemesinden infazın ertelenmesine veya durdurulmasına ilişkin karar verilmesi istenebilir. Karar verilmeden önce Cumhuriyet savcısı ve hükümlünün görüşlerini yazılı olarak bildirmesi istenebilir. Karar, duruşma açılmaksızın verilir ve bu karara karşı itiraz yoluna gidilebilir. Erteleme veya durdurma talebinin kabulü, güvence gösterilmesine veya diğer bir şarta bağlanabilir.
CEZANIN İNFAZININ ERTELENMESİ
Hapis cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesi
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16. maddesi, hükümlünün sağlık durumu nedeniyle cezasının ceza infaz kurumunda çektirilmesinin mümkün olmadığı hâllerde uygulanır. Bu madde, cezanın tamamen ortadan kalkması anlamına gelmez; yalnızca cezanın infazının belirli şartlarla ertelenmesini veya sağlık kurumunda devam etmesini düzenler. Yani hükümlü hakkındaki mahkûmiyet kararı geçerliliğini korur, ancak hastalık, gebelik veya ağır engellilik gibi sebeplerle cezanın cezaevinde infaz edilmesi geçici olarak durdurulabilir ya da farklı şekilde yürütülebilir. 5275 sayılı Kanun m.16’nın güncel metni, akıl hastalığı, diğer ağır hastalıklar, gebelik/doğum ve cezaevinde hayatını yalnız sürdüremeyecek derecede ağır hastalık veya engellilik hâllerini ayrı ayrı düzenlemektedir.
Bu maddenin ilk uygulama alanı, hükümlünün akıl hastalığına tutulmasıdır. Hükümlü cezasının infazı sırasında akıl hastalığına yakalanmışsa cezasının infazı geri bırakılır. Ancak bu kişi serbest bırakılıp kendi hâline terk edilmez; Türk Ceza Kanunu’nun 57. maddesinde belirtilen sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınır. Bu kurumda geçen süreler cezaevinde geçmiş gibi kabul edilir. Dolayısıyla akıl hastalığı nedeniyle verilen geri bırakma kararı, hükümlünün cezadan kurtulması değil, cezanın sağlık koşullarına uygun biçimde infaz edilmesidir.
İkinci hâl, akıl hastalığı dışındaki diğer ağır hastalıklardır. Normal şartlarda hükümlü hasta ise cezasının infazı, resmî sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam eder. Ancak hastalık o kadar ağırdır ki cezanın cezaevinde veya mahkûm koğuşunda infazı hükümlünün hayatı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa, bu durumda cezanın infazı iyileşinceye kadar geri bırakılabilir. Burada aranan ölçüt sıradan bir hastalık, kronik rahatsızlık veya tedavi ihtiyacı değildir. Hastalığın ceza infaz kurumu şartlarında infaza devam edilmesi hâlinde hükümlünün yaşamı bakımından ciddi ve kesin tehlike doğuracak ağırlıkta olması gerekir.
Bu karar doğrudan mahkeme tarafından verilmez. Kanun, bu konuda özel bir usul öngörmüştür. Geri bırakma kararı, infazın yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilir. Ancak savcılığın bu kararı verebilmesi için Adlî Tıp Kurumu tarafından düzenlenmiş bir rapor veya Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanmış bir rapor bulunmalıdır. Başka bir ifadeyle, hükümlünün veya ailesinin sunduğu herhangi bir özel hastane raporu tek başına yeterli değildir. Kararın temel dayanağı, kanunda belirtilen nitelikte resmî sağlık kurulu raporudur.
Cezanın infazının geri bırakılmasına karar verilirse, hükümlüye bazı yükümlülükler getirilebilir. Hükümlünün geri bırakma süresince nerede bulunacağı Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilir. Hükümlünün sağlık durumu, raporda belirtilen aralıklarla yeniden incelettirilir. Raporda özel bir süre belirtilmemişse bu inceleme kural olarak birer yıllık dönemler hâlinde yapılır. Yapılan yeni incelemeye göre geri bırakma kararının devam edip etmeyeceğine Cumhuriyet Başsavcılığı karar verir. Hükümlü kendisine yüklenen bildirim ve takip yükümlülüklerine uymazsa geri bırakma kararı kaldırılabilir. Bu karara karşı infaz hâkimliğine başvuru yolu açıktır.
Maddenin bir diğer uygulama alanı gebe veya yeni doğum yapmış kadın hükümlülerdir. Kanuna göre gebe olan veya doğum yaptığı tarihten itibaren kanunda belirtilen süre geçmemiş bulunan kadın hükümlünün hapis cezasının infazı geri bırakılır. Çocuğun ölmesi veya annesinden başka birine verilmesi hâlinde ise doğumdan itibaren iki ay geçince cezanın infazına başlanır. Ancak kapalı ceza infaz kurumuna girdikten sonra gebe kalan bazı hükümlüler bakımından bu kural uygulanmaz. Özellikle koşullu salıverilmesine altı yıldan fazla süre kalanlar ile eylem ve tutumları nedeniyle tehlikeli sayılanlar hakkında cezanın infazı, ceza infaz kurumunda kendileri için düzenlenen uygun yerlerde yerine getirilir.
Maddenin uygulamada en çok tartışılan hükümlerinden biri de ağır hastalık veya engellilik nedeniyle hükümlünün ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettirememesi hâlidir. Bu düzenlemeye göre, hükümlü ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle cezaevinde kendi temel ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayacak durumdaysa ve aynı zamanda toplum güvenliği bakımından ağır ve somut bir tehlike oluşturmayacağı değerlendiriliyorsa cezasının infazı iyileşinceye kadar geri bırakılabilir. Burada iki şart birlikte aranır: Birincisi, hükümlünün hastalık veya engellilik nedeniyle cezaevi koşullarında hayatını yalnız sürdürememesi; ikincisi ise dışarıda bulunmasının toplum güvenliği açısından ağır ve somut tehlike oluşturmamasıdır.
Bu düzenlemede dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, her hastalığın otomatik olarak infazın geri bırakılması sonucunu doğurmamasıdır. Kanun, hastalığın niteliğini, cezaevi koşullarında infazın mümkün olup olmadığını, tedavinin nerede sürdürülebileceğini, hükümlünün yaşamı için kesin tehlike bulunup bulunmadığını ve toplum güvenliği bakımından risk durumunu birlikte değerlendirir. Bu nedenle infazın geri bırakılması talebinde yalnızca hastalık adının belirtilmesi yeterli değildir. Hastalığın hükümlünün cezaevinde kalmasına neden engel olduğu, cezaevi şartlarında tedavinin neden mümkün olmadığı ve hükümlünün hayatını tek başına sürdüremeyecek durumda olup olmadığı somut tıbbi verilerle ortaya konulmalıdır.
Sonuç olarak 5275 sayılı Kanun’un 16. maddesi, insan onuru, yaşam hakkı ve sağlık hakkı ile cezanın infazı arasındaki dengeyi kurmaya çalışan özel bir düzenlemedir. Bu madde kapsamında verilen kararlar af, cezanın kaldırılması veya mahkûmiyetin ortadan kalkması anlamına gelmez. Karar, hükümlünün sağlık durumu nedeniyle cezanın cezaevinde infazının geçici olarak ertelenmesi veya sağlık kurumunda sürdürülmesi sonucunu doğurur. Şartlar ortadan kalktığında, yani hükümlü iyileştiğinde veya cezaevinde infaza engel durum sona erdiğinde, cezanın infazına kaldığı yerden devam edilir.
Çocuğunun hastalığı nedeniyle kadın hükümlünün cezasının infazının ertelenmesi
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16/A maddesi, kadın hükümlünün çocuğunun ağır hastalığı veya bakıma muhtaç engelliliği nedeniyle cezasının infazının ertelenmesini düzenleyen özel bir hükümdür. Bu madde, 28 Mart 2023 tarihli 7445 sayılı Kanun ile mevzuata eklenmiştir. Düzenlemenin amacı, ceza infazı ile çocuğun üstün yararı arasında makul bir denge kurmaktır. Çünkü bazı hâllerde cezanın derhâl infazı, yalnızca hükümlüyü değil, ağır hasta veya engelli çocuğu da doğrudan etkiler. Kanun koyucu bu nedenle, belirli şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde kadın hükümlünün cezasının geçici olarak ertelenmesine imkân tanımıştır.
Bu maddeden yalnızca kadın hükümlüler yararlanabilir. Hakkında henüz kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmayan sanıklar bakımından bu madde uygulanmaz. Ayrıca hükümlünün toplam hapis cezasının on yıl veya daha az süreli olması gerekir. Adli para cezası infaz aşamasında hapis cezasına çevrilmişse, bu durumda da madde uygulanabilir. Önemli olan, hükümlünün cezasının niteliği ve süresi ile çocuğun sağlık durumunun kanunda aranan şartları taşımasıdır.
Maddenin uygulanabilmesi için kadın hükümlünün on sekiz yaşını doldurmamış bir çocuğunun bulunması gerekir. Bu çocuk ya engelliliği nedeniyle bakıma muhtaç olmalı ya da ağır bir hastalığa maruz kalmış olmalıdır. Her hastalık veya her engellilik hâli otomatik olarak infazın ertelenmesi sonucunu doğurmaz. Çocuğun durumunun gerçekten ağır olması, annenin bakımına ihtiyaç duyulması ve bu durumun kanunda öngörülen usule uygun sağlık raporuyla ortaya konulması gerekir. Çocuğun engellilik nedeniyle bakıma muhtaç olup olmadığı veya ağır hastalığının bulunup bulunmadığı, 5275 sayılı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen rapor usulüne göre belirlenir. Buna göre Adlî Tıp Kurumu tarafından düzenlenen rapor ya da Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanan rapor esas alınır.
Bu madde kapsamında karar verme yetkisi mahkemeye değil, Cumhuriyet Başsavcılığına aittir. Kadın hükümlünün cezasının infazına başlanmış olsa bile başvuru yapılabilir. Yani hükümlü ceza infaz kurumuna girmiş olsa dahi, şartlar mevcutsa infazın ertelenmesi talep edilebilir. Cumhuriyet Başsavcılığı, sağlık raporunu, cezanın süresini, çocuğun yaşını, çocuğun bakım ihtiyacını ve hükümlünün toplum güvenliği bakımından durumunu birlikte değerlendirir. Kanun burada ayrıca “toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmama” şartını aramaktadır. Bu nedenle yalnızca çocuğun hasta olması yeterli değildir; hükümlünün dışarıda bulunmasının toplum açısından ağır ve somut bir tehlike oluşturmayacağı da değerlendirilmelidir.
Erteleme kararı verilirse cezanın infazı en fazla bir yıla kadar ertelenebilir. Bu süre dolduğunda şartlar devam ediyorsa erteleme süresi her defasında altı ayı geçmemek üzere en çok dört kez uzatılabilir. Böylece ilk erteleme ve uzatma süreleri birlikte değerlendirildiğinde, kanunda sınırlı ve denetime açık bir erteleme sistemi öngörülmüştür. Erteleme süresi içinde ceza zamanaşımı işlemez. Bu da şu anlama gelir: Hükümlü, infazın ertelendiği süreyi cezanın zamanaşımı hesabında lehine kullanamaz; erteleme yalnızca cezanın geçici olarak infaz edilmemesi sonucunu doğurur, cezayı ortadan kaldırmaz.
Cumhuriyet savcısı erteleme kararı verirken hükümlüyü bazı yükümlülüklere tabi tutmak zorundadır. Hükümlüye belirli bir yerleşim bölgesini terk etmeme, belirlenen yerlere belirli süreler içinde düzenli olarak başvurma veya ekonomik durumu gözetilerek belirlenen güvence miktarını yatırma yükümlülüklerinden en az biri uygulanır. Ayrıca hükümlü hakkında yurt dışına çıkamama yükümlülüğü de konulur. Bu yönüyle erteleme kararı, tamamen serbestlik sağlayan bir karar değildir. Hükümlü, erteleme süresince Cumhuriyet Başsavcılığı, denetimli serbestlik müdürlüğü ve gerektiğinde kolluk birimleri tarafından takip edilebilir.
Erteleme kararının amacı, hasta veya bakıma muhtaç çocuğun bakımının sağlanmasıdır. Bu nedenle hükümlü, erteleme süresini bu amaca uygun şekilde kullanmak zorundadır. Hükümlünün ertelemenin amacına veya kendisine yüklenen yükümlülüklere aykırı davrandığı denetimli serbestlik müdürlüğü ya da kolluk birimleri tarafından tespit edilirse erteleme kararı kaldırılır. Aynı şekilde erteleme süresi içinde hükümlü hakkında kasten işlenen bir suçtan dolayı kamu davası açılırsa veya çocuğun iyileştiği anlaşılırsa, erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazına derhâl başlanır.
Bu düzenlemede dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, 16/A maddesinin otomatik bir hak değil, şartlara bağlı bir infaz erteleme kurumu olmasıdır. Kadın hükümlünün çocuğunun hasta olması tek başına yeterli değildir. Çocuğun on sekiz yaşından küçük olması, ağır hasta veya engelliliği nedeniyle bakıma muhtaç bulunması, bu durumun usulüne uygun sağlık raporuyla belirlenmesi, hükümlünün toplam cezasının on yıl veya daha az olması ve hükümlünün toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmaması gerekir. Bu şartlar birlikte gerçekleştiğinde Cumhuriyet Başsavcılığı infazı erteleyebilir.
Sonuç olarak 5275 sayılı Kanun’un 16/A maddesi, hasta veya engelli çocuğu bulunan kadın hükümlüler bakımından insani amaç taşıyan özel bir infaz düzenlemesidir. Bu maddeyle cezanın infazı tamamen ortadan kaldırılmaz; yalnızca çocuğun sağlık ve bakım ihtiyacı nedeniyle geçici olarak ertelenir. Erteleme süresince hükümlü belirli yükümlülüklere tabi tutulur, takip edilir ve şartların ortadan kalkması hâlinde ceza derhâl infaz edilir. Bu nedenle 16/A maddesi, hem çocuğun üstün yararını hem de toplum güvenliğini birlikte gözeten istisnai bir uygulama alanına sahiptir.
Hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 17. maddesi, hükümlünün kendi talebiyle hapis cezasının infazının ertelenmesini düzenler. Bu madde, cezanın ortadan kalkması, mahkûmiyetin silinmesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması anlamına gelmez. Burada yalnızca kesinleşmiş hapis cezasının infazına, kanunda belirtilen şartlar varsa geçici olarak başlanmaması ya da infaza başlanmışsa belirli zorunlu hâllerde infaza ara verilmesi söz konusudur.
Bu düzenlemeden yararlanabilmek için öncelikle cezanın süresi önemlidir. Kasten işlenen suçlarda üç yıl veya daha az süreli hapis cezaları, taksirle işlenen suçlarda ise beş yıl veya daha az süreli hapis cezaları bakımından hükümlünün istemiyle infaz ertelenebilir. Örneğin kasten yaralama, hakaret, tehdit gibi kasten işlenen suçlarda verilen hapis cezası üç yılı aşmıyorsa; trafik kazası nedeniyle taksirle ölüme veya yaralanmaya neden olma gibi taksirli suçlarda verilen hapis cezası beş yılı aşmıyorsa, diğer şartlar da mevcutsa infazın ertelenmesi talep edilebilir. 5275 sayılı Kanun’un güncel 17. maddesi bu ayrımı açıkça kasten işlenen suçlarda üç yıl, taksirle işlenen suçlarda beş yıl veya daha az hapis cezası olarak düzenlemektedir.
Bu madde kapsamında temel başvuru yolu, hükümlünün çağrı üzerine Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmasıdır. Hükümlü hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet ilamı infaza verildikten sonra kendisine cezaevine teslim olması için çağrı kâğıdı gönderilir. Hükümlü bu çağrıya uyarak süresinde Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmalı ve cezasının infazının ertelenmesini istemelidir. Kanunun açık ifadesiyle bu erteleme, “çağrı üzerine gelen hükümlünün istemi üzerine” Cumhuriyet Başsavcılığınca değerlendirilebilir. Bu nedenle hükümlünün kaçması, çağrıya uymaması veya infazdan saklanması hâlinde bu kurumun uygulanması güçleşir.
Erteleme kararı verme yetkisi mahkemeye değil, Cumhuriyet Başsavcılığına aittir. Hükümlü, infaz savcılığına hitaben vereceği dilekçede cezasının süresini, suçun niteliğini, erteleme talebinin nedenlerini ve varsa dayanak belgelerini sunar. Cumhuriyet Başsavcılığı, cezanın kanunda belirtilen süre sınırları içinde kalıp kalmadığını, hükümlünün çağrı üzerine gelip gelmediğini, talebin kabulüne engel bir hâl bulunup bulunmadığını ve gerektiğinde güvence veya başka bir şart öngörülüp öngörülmeyeceğini değerlendirir.
İnfazın ertelenmesi her defasında en fazla bir yıl için uygulanabilir. Kanun, bu ertelemenin en fazla iki kez yapılabileceğini kabul etmiştir. Buna göre şartları taşıyan bir hükümlü hakkında önce bir yıla kadar erteleme kararı verilebilir; şartların devamı hâlinde bir kez daha erteleme yapılabilir. Ancak bu imkân sınırsız değildir. Toplamda iki kez uygulanabilir ve her bir erteleme süresi bir yılı geçemez.
Erteleme süresi içinde hükümlünün dikkat etmesi gereken en önemli husus, kasten işlenen yeni bir suç nedeniyle hakkında kamu davası açılmamasıdır. Kanuna göre erteleme süresi içinde hükümlü hakkında kasten işlenen bir suçtan dolayı kamu davası açılırsa, erteleme kararı kaldırılır ve ceza derhâl infaz edilir. Burada yalnızca soruşturma açılması değil, kamu davası açılması şartı aranır. Ancak dava açılması hâlinde savcılık erteleme kararını kaldırarak hükümlünün cezasının infazına başlatabilir.
Maddenin dördüncü fıkrası ise infaza başlanmış olsa bile bazı zorunlu ve çok acil hâllerde infaza ara verilmesini düzenler. Bu kısım, klasik anlamda çağrı üzerine yapılan ertelemeden farklıdır. Hükümlü cezaevine girmiş olsa dahi; yükseköğrenimini bitirebilmesi, anne, baba, eş veya çocuklarının ölümü, bu kişilerin sürekli hastalık veya malullükleri nedeniyle ailenin ticari faaliyetlerinin yürütülemez ya da tarım topraklarının işlenemez hâle gelmesi, hükümlünün eş veya çocuklarının sürekli hastalık veya malullük nedeniyle bakıma muhtaç olması ya da hükümlünün kendi hastalığının sürekli tedavi gerektirmesi gibi zorunlu ve çok ivedi durumlarda infaza ara verilmesi istenebilir. Bu hâllerde de karar verme yetkisi Cumhuriyet Başsavcılığına aittir ve ara verme süresi bir yılı geçemez. Ayrıca bu şekilde infaza ara verme en fazla iki defa uygulanabilir.
Bu düzenleme, her kişisel veya ailevi mazerette infazın erteleneceği anlamına gelmez. Kanun, “zorunlu ve çok ivedi hâl” aramaktadır. Yani hükümlünün dışarıda bulunmasını gerçekten gerekli kılan, ertelenemez, ciddi ve belgelendirilebilir bir durum bulunmalıdır. Örneğin yalnızca ticari işlerin bozulacağı iddiası yeterli olmayabilir; ailenin ticari faaliyetinin hükümlü olmadan yürütülemeyeceği somut olarak ortaya konulmalıdır. Aynı şekilde hastalık iddiası varsa, bu durumun sağlık raporlarıyla belgelenmesi gerekir.
Cumhuriyet Başsavcılığı, erteleme isteminin kabulünü güvence gösterilmesine veya başka bir şarta bağlayabilir. Bu güvence, hükümlünün erteleme süresi sonunda teslim olmasını sağlamak ve infazdan kaçmasını önlemek amacıyla istenebilir. Bunun dışında savcılık, somut olayın özelliğine göre başka yükümlülükler de öngörebilir. Bu nedenle erteleme kararı, hükümlüye mutlak ve denetimsiz bir serbestlik tanımaz; belirli şartlara bağlı geçici bir imkândır.
Kanun bazı hükümlüler bakımından bu maddeyi tamamen kapatmıştır. Terör suçlarından, örgüt faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlardan ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkûm olanlar hakkında hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi hükümleri uygulanmaz. Aynı şekilde mükerrirlere özgü infaz rejimi uygulanmasına karar verilenler ile disiplin veya tazyik hapsine mahkûm edilenler de bu maddeden yararlanamaz. Bu istisnalar nedeniyle, yalnızca ceza süresinin üç yıl veya beş yıl sınırı içinde kalması tek başına yeterli değildir; mahkûm olunan suçun türü ve hükümlü hakkında uygulanan infaz rejimi de ayrıca incelenmelidir.
Sonuç olarak 5275 sayılı Kanun’un 17. maddesi, kısa süreli hapis cezaları bakımından hükümlüye sınırlı ve şartlı bir infaz erteleme imkânı tanır. Kasten işlenen suçlarda üç yıl, taksirle işlenen suçlarda beş yıl veya daha az süreli hapis cezalarında, çağrı üzerine gelen hükümlü Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak infazın ertelenmesini talep edebilir. Erteleme en fazla iki kez ve her defasında bir yılı geçmemek üzere uygulanabilir. İnfaza başlanmışsa, yalnızca zorunlu ve çok ivedi hâllerde infaza ara verilebilir. Ancak terör, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, mükerrirlere özgü infaz rejimi, disiplin hapsi ve tazyik hapsi bakımından bu madde uygulanmaz. Bu nedenle her dosyada cezanın süresi, suçun niteliği, hükümlünün infaz rejimi, başvurunun zamanı ve erteleme sebebinin belgelerle desteklenip desteklenmediği birlikte değerlendirilmelidir.
Mahkemece infazın ertelenmesi veya durdurulması
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 17/A maddesi, çok özel bir durumda mahkemeden infazın ertelenmesi veya durdurulmasını isteme imkânı tanır. Bu madde, hükümlünün hastalığına, ailevi durumuna veya kişisel mazeretine dayanan klasik infaz ertelemesi değildir. 17/A maddesi, aynı olay veya birlikte işlenen suç nedeniyle birden fazla kişi hakkında verilen mahkûmiyet hükümlerinde, diğer sanık veya hükümlüler yönünden ortaya çıkan lehe kanun yolu sonucunun, bu hükümlü bakımından da etkili olabileceği hâllerde uygulanır.
Bu düzenlemenin amacı, aynı olayda birlikte yargılanan kişilerden biri hakkında verilen lehe kararın, benzer hukuki durumda bulunan diğer kişi yönünden de sonuç doğurabileceği ihtimalinde, cezanın hemen infaz edilmesiyle doğabilecek mağduriyeti önlemektir. Kanun bu nedenle, CMK’nın 280. maddesinin üçüncü fıkrası ve 306. maddesinin uygulanma olanağı bulunan hâllerde, hükmü veren ilk derece mahkemesinden infazın ertelenmesi veya durdurulması kararı istenebileceğini düzenlemiştir. 5275 sayılı Kanun m.17/A, 17/10/2019 tarihli 7188 sayılı Kanun ile eklenmiştir.
Bu maddenin anlaşılabilmesi için önce atıf yapılan CMK hükümlerini açıklamak gerekir. CMK’nın 280. maddesi, istinaf incelemesi sonunda bölge adliye mahkemesinin verebileceği kararları düzenler. Maddenin üçüncü fıkrası, istinaf başvurusu üzerine verilen lehe kararın, aynı davada hüküm giymiş ancak istinaf yoluna başvurmamış diğer sanıklar hakkında da uygulanabilmesini ifade eder. Basit anlatımla, aynı olayda birlikte mahkûm edilen kişilerden biri istinaf etmiş ve onun lehine bir sonuç doğmuşsa, bu sonucun diğer sanıklar yönünden de uygulanma ihtimali varsa, infazın durdurulması veya ertelenmesi gündeme gelebilir.
CMK’nın 306. maddesi ise temyiz aşamasındaki “bozmanın sirayeti” kuralını düzenler. Buna göre, hüküm bir sanık lehine bozulmuşsa ve bozma sebebi hükmü temyiz etmeyen diğer sanıklar bakımından da uygulanabilir nitelikteyse, bu kişiler de bozma kararından yararlanabilir. Yani Yargıtay’ın bir sanık hakkında verdiği bozma kararı, aynı hukuki durumda bulunan diğer sanıklar bakımından da sonuç doğurabilir. 5275 sayılı Kanun’un 17/A maddesi de tam olarak bu ihtimalde, cezanın infazına hemen devam edilmesi yerine mahkemeden infazın ertelenmesi veya durdurulmasını isteme imkânı tanır.
Bu madde her hükümlü hakkında uygulanmaz. Öncelikle suçun birlikte işlenmiş olması gerekir. Yani birden fazla kişi hakkında aynı olay, aynı fiil veya hukuki bağlantı içinde verilmiş mahkûmiyet hükümleri bulunmalıdır. İkinci olarak, CMK 280/3 veya CMK 306 kapsamında lehe kararın diğer hükümlüye de sirayet etme ihtimali bulunmalıdır. Üçüncü olarak, bu ihtimal infazı etkileyebilecek nitelikte olmalıdır. Başka bir anlatımla, yalnızca teorik bir beklenti yetmez; diğer sanık hakkında verilen lehe kararın, başvuruda bulunan hükümlünün mahkûmiyetini veya cezasını etkileyebilecek nitelikte olması gerekir.
17/A maddesi kapsamında başvuru, hükmü veren ilk derece mahkemesine yapılır. Burada yetkili merci Cumhuriyet Başsavcılığı değil, mahkemedir. Bu yönüyle 17/A maddesi, 5275 sayılı Kanun’un 16, 16/A ve 17. maddelerinden ayrılır. Çünkü bu maddelerde karar çoğunlukla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilirken, 17/A maddesinde karar hükmü veren ilk derece mahkemesinden istenir.
Mahkeme bu konuda karar vermeden önce Cumhuriyet savcısının ve hükümlünün yazılı görüşünü isteyebilir. Ancak duruşma açılması zorunlu değildir. Kanun açıkça kararın duruşma açılmaksızın verileceğini belirtmiştir. Dolayısıyla mahkeme, dosya üzerinden inceleme yapar; başvuruyu, diğer sanık veya hükümlü hakkındaki kanun yolu kararını, CMK 280/3 veya CMK 306’nın uygulanma ihtimalini ve infazın devam etmesi hâlinde ortaya çıkabilecek sonuçları birlikte değerlendirir.
Mahkeme talebi kabul ederse infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir. Buradaki “erteleme” ve “durdurma” kavramları arasında pratik bir ayrım vardır. İnfaza henüz başlanmamışsa daha çok infazın ertelenmesi; hükümlü cezaevindeyse veya infaz başlamışsa infazın durdurulması gündeme gelir. Ancak her iki durumda da amaç, lehe sirayet ihtimali sonuçlanmadan cezanın infazı nedeniyle telafisi güç sonuçların doğmasını önlemektir.
Mahkeme, infazın ertelenmesi veya durdurulması talebini kabul ederken bunu güvence gösterilmesine veya başka bir şarta bağlayabilir. Örneğin hükümlünün belirli bir güvence yatırması, belirli bir adreste bulunması veya mahkemenin uygun göreceği başka yükümlülüklere uyması istenebilir. Bu nedenle 17/A maddesi kapsamında verilen karar, tamamen şartsız ve denetimsiz bir serbestlik anlamına gelmez. Kanun, mahkemeye somut olayın özelliğine göre güvence veya başka şart belirleme yetkisi tanımıştır.
Mahkemenin bu başvuru üzerine verdiği karara karşı itiraz yoluna gidilebilir. Yani mahkeme talebi reddederse hükümlü veya müdafii itiraz edebilir; talep kabul edilirse Cumhuriyet savcısı da şartları varsa bu karara itiraz edebilir. Bu yönüyle 17/A maddesi kapsamında verilen kararlar kesin nitelikte değildir; itiraz denetimine tabidir.
Bu maddenin en önemli özelliği, olağan bir infaz erteleme yolu olmamasıdır. Hükümlü yalnızca cezası kısa olduğu, ailesi zor durumda bulunduğu veya kişisel mazereti olduğu için 17/A maddesine dayanamaz. Bu madde ancak birlikte işlenen suçlarda, başka bir sanık veya hükümlü yönünden ortaya çıkan lehe kanun yolu sonucunun başvurucu hükümlüye de sirayet edebileceği durumlarda uygulanır. Bu nedenle başvuru dilekçesinde yalnızca “infazın durdurulmasını istiyoruz” demek yeterli değildir. Hangi sanık hakkında hangi lehe kararın verildiği, bu kararın CMK 280/3 veya CMK 306 kapsamında başvurucuya neden sirayet etmesi gerektiği ve infazın devamının neden sakıncalı olacağı açıkça gösterilmelidir.
Sonuç olarak 5275 sayılı Kanun’un 17/A maddesi, birlikte işlenen suçlarda lehe kanun yolu kararlarının diğer hükümlülere de etki edebileceği hâllerde başvurulabilecek özel bir infaz koruma yoludur. Başvuru hükmü veren ilk derece mahkemesine yapılır. Mahkeme dosya üzerinden karar verir, gerekirse Cumhuriyet savcısı ve hükümlünün yazılı görüşünü alır. Talebin kabulü güvenceye veya başka şartlara bağlanabilir. Verilen karara karşı itiraz mümkündür. Bu madde, cezanın ortadan kaldırılması değil, CMK 280/3 veya CMK 306 kapsamında lehe sirayet ihtimali değerlendirilinceye kadar infazın ertelenmesi veya durdurulması sonucunu doğuran istisnai bir düzenlemedir.