İş hukukunda fazla çalışma alacaklarının ispatı ve hesabı, uygulamada en fazla tartışılan alanlardan biridir. Özellikle teknolojinin gelişmesiyle birlikte işverenler tarafından kullanılan Personel Devam Kontrol Sistemleri (PDKS), kart okuma sistemleri, parmak izi okutma sistemleri, bilgisayar LOG kayıtları ve dijital giriş-çıkış verileri uyuşmazlıkların merkezine yerleşmiştir. Bununla birlikte Yargıtay uygulaması, bu kayıtların mutlak ve tartışmasız delil olmadığı; nasıl tutulduğu, değiştirilebilir olup olmadığı, işçi tarafından kabul edilip edilmediği ve teknik güvenilirliği gibi hususların ayrıca araştırılması gerektiği yönünde gelişmiştir.
I. Fazla Çalışmanın İspatında Genel İlke
4857 sayılı İş Kanunu uyarınca fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre fazla çalışmanın ispatında;
- işyeri giriş-çıkış kayıtları,
- PDKS verileri,
- LOG kayıtları,
- elektronik postalar,
- puantaj kayıtları,
- iç yazışmalar,
- tanık anlatımları
birlikte değerlendirilmelidir.
Nitekim yer alan Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 15.01.2026 tarihli kararında açıkça şu ilke vurgulanmıştır:
“Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir.”
Ancak aynı kararda Yargıtay, dijital kayıtların tek başına mutlak delil sayılamayacağını da özellikle belirtmiştir.
II. PDKS ve LOG Kayıtlarının Delil Niteliği
Uygulamada işverenler sıklıkla kart basma sistemi, parmak izi okutma sistemi veya bilgisayar LOG kayıtlarını fazla çalışmanın bulunmadığının delili olarak ileri sürmektedir. Gerçekten de bu kayıtlar, işçinin işyerine giriş ve çıkış saatlerini gösterebildiği ölçüde önemli delil niteliği taşır.
Ancak Yargıtay’a göre bir dijital kaydın delil değeri;
- tek taraflı oluşturulup oluşturulmadığına,
- işçi imzası taşıyıp taşımadığına,
- manuel müdahaleye açık olup olmadığına,
- sonradan değiştirilebilir nitelikte bulunup bulunmadığına,
- teknik güvenilirliğinin bilirkişi incelemesiyle doğrulanmasına
bağlıdır.
Bu nedenle salt “PDKS kaydı vardır” demek, fazla çalışma yapılmadığını kesin olarak ispatlamaya yetmemektedir.
III. Tek Taraflı ve İşçi İmzası Taşımayan Kayıtlar
Yargıtay’ın istikrarlı yaklaşımına göre işveren tarafından tek taraflı oluşturulan ve işçi imzası taşımayan dijital kayıtlar ihtiyatla değerlendirilmelidir.
Nitekim Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 18.01.2016 tarihli kararında şu tespit yapılmıştır:
“Ne şekilde tespit edildiği açıklanmayan, davacının imzasını taşımayan ve davacının kabul etmediği işe giriş-çıkış kayıtlarına göre değerlendirme yapılması hatalıdır.”
Benzer şekilde Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 24.10.2017 tarihli kararında;
“Manuel olarak girilen ancak davacı tarafından imzalanmayan kayıtların hükme esas alınması doğru değildir.”
şeklindeki değerlendirme ile manuel müdahaleye açık kayıtların tek başına esas alınamayacağı belirtilmiştir.
Bu içtihatlar göstermektedir ki işverenin kendi sisteminde oluşturduğu her dijital veri otomatik olarak kesin delil sayılmamaktadır.
IV. Dijital Kayıtların Teknik İncelemeye Tabi Tutulması Gereği
Yargıtay uygulamasındaki en önemli gelişmelerden biri de PDKS ve LOG kayıtlarının teknik bilirkişi incelemesine tabi tutulması gerektiğinin kabul edilmesidir.
Özellikle büyük ölçekli şirketlerde dijital sistemlere merkez sunucular üzerinden müdahale edilmesi teknik olarak mümkün olabilmektedir. Bu nedenle işçi tarafınca “kayıtlarda oynama yapıldığı” iddiası ileri sürüldüğünde mahkemelerin bu iddiayı araştırma yükümlülüğü bulunmaktadır.
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 13.03.2018 tarihli kararında;
“İlgili kayıtların tutulduğu bilgisayar veya teknik cihaz üzerinde alanında uzman bilirkişi marifetiyle inceleme yapılmalıdır.”
denilmiştir.
Aynı doğrultuda Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 22.10.2019 tarihli kararında;
“Ana merkez server kayıtları ve dosyadaki çıktılar birlikte incelenmeli, üzerinde oynama yapılıp yapılmadığı araştırılmalıdır.”
şeklinde hüküm kurulmuştur.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi de 27.04.2016 tarihli kararında;
“Konusunda uzman bilirkişi katılımı ile mahallinde keşif yapılarak kayıtların muteber olup olmadığı belirlenmelidir.”
ifadeleriyle teknik incelemenin zorunluluğunu vurgulamıştır.
V. 2026 Tarihli Yargıtay Kararı ve Yeni Yaklaşım
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 15.01.2026 tarihli kararı, dijital kayıtların değerlendirilmesi bakımından oldukça önemli ve güncel bir içtihattır.
Kararda dikkat çeken hususlar şunlardır:
1. LOG kayıtlarının merkez sunucuda incelenmesi gerektiği
Yargıtay, işverenin “kayıtlar teknik inceleme gerektiriyor, merkez serverda incelenmeli” savunmasını dikkate almış ve mahkemenin yalnızca kayıtların sunulmadığı gerekçesiyle tanık anlatımına dayanmasını yeterli görmemiştir.
2. Teknik müdahale araştırılmadan kayıtların tamamen yok sayılamayacağı
Karara göre önce uzman bilirkişi incelemesi yapılmalı, sisteme müdahale edilip edilmediği tespit edilmelidir. Müdahale yoksa kayıtlar dikkate alınmalı; müdahale varsa tanık anlatımlarına üstünlük tanınmalıdır.
3. Bordro hilesi kavramının ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi gerektiği
Kararda ayrıca “fazla mesai avansı”, “%50 fazla mesai”, “performans ödemesi” gibi tahakkukların gerçekte ücretin bir parçası olup olmadığı tartışılmış; bordroların neden hileli kabul edildiğinin somut şekilde açıklanması gerektiği belirtilmiştir.
Bu yaklaşım, işveren kayıtlarının kategorik olarak reddedilmesi kadar, sorgusuz kabul edilmesinin de hukuka aykırı olduğunu ortaya koymaktadır.
VI. Tanık Beyanları ile Dijital Kayıtlar Arasındaki Çelişki
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir durum da dijital kayıtlarla tanık anlatımlarının birbiriyle çelişmesidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 24.03.2015 tarihli kararında;
- kart basma kayıtlarının fazla çalışma göstermediği,
- ancak tanık anlatımları,
- iş saatleri dışında gönderilen e-postalar,
- çalışanların kendi aralarında tuttukları çizelgelerin
fazla çalışmayı doğruladığı belirtilmiştir.
Bu nedenle Yargıtay, yalnızca dijital kayıtlara bakılarak sonuca gidilemeyeceğini; tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmektedir.
VII. Sonuç
Modern çalışma hayatında PDKS sistemleri, LOG kayıtları ve dijital giriş-çıkış verileri iş hukukunun vazgeçilmez delilleri haline gelmiştir. Ancak Yargıtay uygulaması açıkça göstermektedir ki bu kayıtlar mutlak ve tartışılmaz delil niteliğinde değildir.
Özellikle;
- işçi imzası taşımayan,
- manuel müdahaleye açık,
- tek taraflı oluşturulan,
- teknik güvenilirliği denetlenmemiş
dijital kayıtların tek başına hükme esas alınması mümkün değildir.
Mahkemeler, dijital verilerin güvenilirliğini teknik bilirkişi incelemesiyle araştırmalı; gerektiğinde merkez server kayıtlarını inceletmeli; tanık anlatımları, elektronik postalar ve diğer çalışma verileriyle birlikte bütüncül değerlendirme yapmalıdır.
Sonuç olarak Yargıtay’ın güncel yaklaşımı; ne işveren kayıtlarını koşulsuz doğru kabul eden ne de tamamen değersiz sayan bir çizgide ilerlemektedir. Esas olan, dijital kayıtların teknik güvenilirliğinin ortaya konulması ve maddi gerçeğe ulaşılmasıdır.
Açıklama ışığında Yargıtay İçtihatları;
YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2025/8898 Karar Numarası: 2026/288 Karar Tarihi: 15.01.2026
“SAYISI: 2023/143 E., 2025/950 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: Kayseri 6. İş Mahkemesi
SAYISI: 2020/718 E., 2022/424 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 18.12.2013-01.11.2019 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığını, son brüt ücretinin 3.850,00 TL olduğunu ancak asgari ücretin üzerindeki kısmının fazla çalışma olarak gösterildiğini, ayrıca işveren tarafından 400,00 TL yemek ücreti, 200,00 TL yol ücreti ve 175,00 TL kasa tazminatının aylık olarak ödendiğini, müvekkilinin 08.00-22.00 saatleri arasında haftanın 6 günü çalıştığını, görevi gereği ara dinlenme kullanamadığını, dinî bayramların ilk 3 günü ile tüm genel tatillerde çalıştığını, kullanmadığı 4 günlük yıllık ücretli izin hakkı olduğunu ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile fazla çalışma ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def’inde bulunduklarını, iş sözleşmesinin davacı tarafça feshedildiğini, kıdem tazminatı hakkı olmadığını, davacının ücretinin bordrodaki gibi olduğunu, işyerinde ulusal bayram ve genel tatillerde nöbet sistemine göre çalışıldığını ve karşılıklarının bordro ile ödendiğini, fazla çalışmaların puantaj kayıtlarına göre bordroda tahakkuk ettirilerek ödendiğini, davacının yıllık ücretli izinlerini kullandığını, kullanmadığı günlerin bedelinin son bordro ile ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; işçilik alacaklarının ödenmemesi nedeniyle işçi tarafından yapılan feshin haklı nedene dayalı olduğu, davacının tanık beyanlarına göre fazla çalışma yaptığını ve genel tatillerde çalıştığını ispatladığı, işverence karşılığının ödendiğinin ispatlanamadığı, yıllık ücretli izin alacağının da bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; fesih tarihi itibarıyla işçinin ödenmemiş alacakları bulunduğundan, iş sözleşmesinin haklı nedene dayalı feshedildiğine ilişkin Mahkeme kabulünde isabetsizlik bulunmadığı, davacının kıdem tazminatı talep hakkının doğduğu, imzalı izin belgeleri dikkate alınarak yıllık ücretli izin alacağına hükmedilmesinde hata bulunmadığı, fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağına ilişkin olarak 14.10.2021 tarihli celsede işyerindeki parmak okutma sistemi, log kayıtları ve belgelerin sunulması için davalı tarafa kesin süre verildiği ve davalı tarafça mevcut puantaj kayıtlarının yeniden sunulduğu ancak log kayıtları veya diğer belgelerin sunulmaması sebebiyle tanık beyanlarına göre hesaplama yapılmasının doğru olduğu, serbest zaman kullanımının ve davacıya yapılan ödemelerin dikkate alındığı, bu alacaklardan indirim yapıldığı, ücret araştırması ve tanık beyanları dikkate alındığında davacının ücretinin asgari ücretin %50 fazlası olarak belirlenmesinin ve davacının ücretinin asgari ücretin üzerinde olmasına rağmen asgari ücret üzerindeki kısmın fazla çalışma olarak gösterilmesi sebebiyle bordro hilesinin varlığının kabulünde isabetsizlik bulunmadığı, yine fazla çalışma ücretinin davacının ücretinin içinde olduğu yönündeki istinaf sebebinin yargılama aşamasında ileri sürülmediği, zamanaşımına uğrayan alacak kalemi bulunmadığı gerekçeleriyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Müvekkili Şirketin log kayıtlarının sunulması mümkün olmayıp ancak teknik inceleme vasıtasıyla bilirkişilerce görülebileceğini, dosyaya işe giriş çıkışları gösterir PDKS kayıtları sunulmuş olup mevcut yazılı kayıtların incelenmediğini,
2. Davacının fazla çalışma, yıllık ücretli izin, ulusal bayram ve genel tatil alacağı hesabında salt dinlenen davacı tanık anlatımlarına itibar edildiğini,
3. Davacının iş sözleşmesinin davacı tarafından haklı bir nedeni olmaksızın feshedildiğini,
4. Davacının fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil çalışmaları ile yıllık izin ücreti karşılığının bordrolarda tahakkuk ettirilerek düzenli olarak ödendiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, dava konusu alacakların ispat ve hesaplanmasına ilişkindir.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp ispatlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
Ücret bordrosundaki ücretin, davacının gerçek ücret miktarını yansıtmadığının anlaşılması hâlinde, bordroların imzalı ve imzasız oluşuna göre bir ayrım yapılması gerekmektedir. Bu hâlde imzalı bordroda yer alan fazla çalışma saati davacıyı bağlayacağından, davacı bordrodaki süreden daha fazla süre ile çalıştığını ancak yazılı bir delil ile ispat edebilir. Davacının imzalı bordrodaki süreden daha fazla çalıştığını yazılı delil ile ispat etmesi hâlinde, bordroda ödendiği belirtilen fazla çalışma ücreti davacının gerçek ücreti üzerinden hesaplanan alacaklardan mahsup edilir. İmzalı bordrodaki fazla çalışma süresinden daha fazla çalışma yapıldığının yazılı kayıtlar ile ispat edilememesi durumunda, bordrodaki fazla çalışma saati ile bağlı kalınarak değerlendirme yapılır. Yani bordrodaki fazla çalışma süresinin işçinin gerçek fazla çalışma süresini yansıttığı, ancak karşılığı olan ücretin gerçek fazla çalışma ücretini yansıtmadığı kabul edilir. Davacının bordrodaki fazla çalışma süresinin karşılığı olan fazla çalışma ücreti gerçek ücret miktarı üzerinden yeniden hesaplanır. Bu hâlde de bordrodaki tahakkuk miktarı hesaplanan alacaktan mahsup edilir.
Ücret bordrosunun imzasız olması hâlinde ise davacının bordroda görünen fazla çalışma süresinden daha fazla çalıştığını tanık delili dâhil olmak üzere her türlü delil ile kanıtlaması mümkündür. Bu durumda ispat edilen fazla çalışma ücretinin davacının gerçek ücreti üzerinden hesaplanması gerektiğinde tereddüt olmamalıdır. Ayrıca hesaplanan bu alacaklardan bordroda tahakkuk eden ve ödendiği banka kayıtları ile sabit olan miktarın mahsubu gerektiği de göz ardı edilmemelidir.
Bordro hilesinin söz konusu olduğu hâllerde, bordrodaki tahakkukların (fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ve ulusal bayram genel ücreti gibi) aslında gerçekte bu çalışmaların karşılığı olan ücretler olmadığı, işçinin temel ücretinin bir parçası olduğu kabul edilmelidir. Bu durumda işverenin kayıtlarında hileli bir işlemin varlığı kabul edildiğinden, ücret bordrosunun imzalı veya imzasız olması sonucu etkilemez. Bu kabulün sonucu ise bordroda “fazla çalışma”, “hafta tatili”, “ulusal bayram ve genel tatil ücreti” gibi adlarla gösterilen ancak temel ücrete dâhil olduğu kabul edilen ödemelerin gerçekte fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil çalışmalarının karşılığı olarak dikkate alınmamalarıdır. Bir diğer ifade ile bordro hilesinde bordroda ücret olarak gösterilen miktar ile fazla çalışma ve/veya hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ödemelerinin toplamı gerçek ücreti yansıttığından fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil çalışmasının varlığı her türlü delille ispatlanabilir. Ancak bordrodaki fazla çalışma saati, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil gün sayısı, diğer delil veya olgularla desteklenmediği sürece tek başına ispat aracı olarak kabul edilemez. Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki bu husus, davacı ile menfaat birliği içindeki tanıkların beyanlarına itibar edilmesini gerektiren bir olgu olarak değerlendirilebilir. Fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışma iddiasının ispatlanması hâlinde, hileli bordroda gösterilen fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ödemelerinin hesaplanan miktardan mahsup edilmesi de söz konusu değildir.
Somut olayda davacı vekili dava dilekçesinde; çalışma saatlerinin haftanın 6 günü 08.00-22.00 saatleri arası olduğunu, dinî bayramların ilk 3 günü ile tüm genel tatillerde çalıştığını iddia ederek fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarını talep etmiş, bu iddiasını ispat için tanık beyanlarına ve davalının işe giriş çıkış kayıtlarına dayanmış; davalı vekili cevap dilekçesinde davacının çalışmalarının işe giriş çıkış kayıtlarından tespit edildiğini, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatillerdeki çalışmalarının buna göre bordrolarda tahakkuk ettirilerek ödendiğini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince “Davalı işyerinde kullanılan yukarıda ayrıntıları verilen parmak izi okuma ve kayıtların tutulduğu sistemin, yazılımcı firma tarafından kayıtlarda değişiklik yapılabildiği yönünde açıklamaları bulunduğu, ancak değişiklik yapılan kayıtların diğer kayıtlardan ayrılarak kırmızı renkle gösterileceğinin belirtildiği anlaşılmış, ancak Kayseri ilindeki kullanıcıların değişiklik ekranına yetkisi bulunmadığından bu tür bir değişiklik bulunup bulunmadığı incelenemediği, davalının ve çalıştığı dönemin tüm verileriri Kayseri ilinden erişim imkanı bulunmadığı, aynı zamanda değişiklik yapılıp yapılmadığının da Kayseri ilinde yapılacak inceleme ile anlaşılamayacağı, tüm kayıtların ve veri bütünlüğünün ancak İstanbul ilindeki sistem merkezinde yapılacak inceleme ile tespit edilebileceği anlaşılmıştır.” açıklamasıyla davalının kayıtlara müdahale ederek değişiklik yapabileceği gerekçesiyle davalı tarafından sunulan kayıtlar dikkate alınmamıştır.
Dosya içeriği incelendiğinde; işe giriş çıkış kayıtlarının 28.06.2014 tarihinden itibaren bulunduğu, Mahkemece kayıtların sunulması için davalıya süre verildiği, davalının ellerinde bulunan giriş çıkış kayıtlarını sunduğu, Mahkemece kayıtların sunulmaması nedeniyle ara karardan rücu edilmesine karar verildiği, davalının 24.12.2021 tarihli beyan dilekçesinde, log kayıtları ve parmak okutma sistemine ilişkin dijital verilerin teknik inceleme gerektirmesi ve külliyatlı oluşu nedeniyle yerinde inceleme gerektirdiğini, ara karara konu veri tabanının “… Mahallesi … Sok. …Merkezi no:12 K:7 .. … - …/ İstanbul” adresinde mukim Genel Merkezde incelenmesi gerektiğini belirterek yerinde inceleme talebinde bulunduğu anlaşılmıştır.
Şu hâlde her iki taraf da işyeri kayıtlarına delil olarak dayandığından, konusunda uzman bilirkişiye davalının merkezde bulunan işyerinde inceleme yetkisi verilmek suretiyle davacıya ait bilgisayar açılış kapanış sistem kayıtları (log kayıtları) ve parmak okutma sistemine ilişkin dijital veriler inceletilmeli, sisteme müdahale edilip edilmediğine ilişkin denetime elverişli, ayrıntılı ve açıklayıcı rapor alınmalıdır. Mahkemece sisteme müdahale edilmediğinin anlaşılması hâlinde, kayıt bulunan dönem için davalı işverence sunulan kayıtlara itibar edilerek sonuca gidilmeli, müdahalenin varlığı hâlinde ise tanık beyanlarına göre fazla çalışma yapılıp yapılmadığı ve ulusal bayram ve genel tatil gününde çalışılıp çalışılmadığı belirlenmelidir.
Diğer yandan bordrolarda “f. mesai avansı”, “%50 f. mesai”, “fazla mesai performans ödemesi” ve “fazla mesai izin ödemesi” adı altında tahakkukların olduğu, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu konuda yeterli açıklama yapılmaksızın bordrolar hileli kabul edilerek bu tahakkuklardan sadece “fazla mesai performansı ödemesi” ve “fazla mesai izin ödemesi” adıyla yapılan ödemelerle ulusal bayram ve genel tatil ile arefe günü açıklamasıyla yapılan ödemeler dikkate alınarak mahsubu yoluna gidildiği görülmüştür. Bordroların hileli kabul edilmesinin nedenleri açıklanmadığı gibi bordrolar hileli kabul edilmesine rağmen mahsubun neye göre yapıldığı da anlaşılamamıştır. Bu hâliyle bilirkişi raporu denetime elverişli değildir.
Bu itibarla Mahkemece yapılacak iş; davalının işe giriş çıkış kayıtlarında müdahale olup olmadığının tespitinden sonra denetime elverişli yeni bir bilirkişi raporu alınmak suretiyle bordrolardaki tahakkuklara göre bordro hilesi olup olmadığının tekrar değerlendirilmesi, sonucuna göre davacının ücretinin belirlenmesi ve hüküm altına alınan alacakların bozma ile oluşan usuli kazanılmış haklar da dikkate alınarak hesaplanmasıdır.
Davacı işçinin fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödenmemesi nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle sonlandırdığının kabul edilmiş olduğu dikkate alındığında, yukarıdaki paragraflar doğrultusunda yapılacak araştırma sonucuna göre davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı da yeniden değerlendirilmelidir.
Eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.”
Yargıtay, 22. Hukuk Dairesi, E. 2014/29098, K. 2016/880, T. 18.01.2016:
“Somut olayda; mahkemece, davacının iddia ettiği fazla çalışma ve genel tatil çalışmaları tanık beyanlarına göre tespit edilmiş, davalı işverence sunulmuş olan davacının işe giriş-çıkış saatlerinin kayıtlı olduğu dönemler bakımından ise bu kayıtlara göre hesaplama yapılarak bu dönem bakımından alacağı bulunmadığı kararı verilmiştir. Ne şekilde tespit edildiği açıklanmayan, davacının imzasını taşımayan ve davacının kabul etmediği işe giriş-çıkış kayıtlarına göre davacının istem konularının değerlendirilmesi hatalı olmuştur. Tek taraflı olarak hazırlanıp sunulduğu ve davacının imzası olmayan ilgili kayıtlar dikkate alınmadan yukarıda açıklanan ilkelere göre davacının taleplerinin değerlendirilmesi gerekirken belirilen şekilde hesaplama yapılması bozmayı gerektirmiştir.”
Yargıtay, 9. Hukuk Dairesi, E. 2015/14216, K. 2017/16573, T. 24.10.2017:
“Somut uyuşmazlıkta, davacı işçi fazla mesai yaptığını ve ücretlerinin ödenmediğini iddia ederek alacak talebinde bulunmuştur. Mahkemece bilirkişi tarafından seçenekli olarak hesaplanan ve işveren tarafından sunulan giriş çıkış kayıtlarına göre hesaplanan fazla mesai ücreti hüküm altına alınmıştır.Ancak sunulan giriş çıkış kayıtları işveren tarafından tek taraflı tutulmuş, davacı imzasını taşımayan kart okuma sistemine göre hazırlanmıştır. Anılan kayıtlarda açıkça manuel olarak girildiği belirtilmiştir. Manuel olarak girilen ancak davacı tarafından imzalanmayan bu kayıtların hükme esas alınması doğru değildir. Davacı da manuel olarak hazırlandığını belirterek bu kayıtlara itiraz etmiştir.”
Yargıtay, 7. Hukuk Dairesi, E. 2015/13475, K. 2015/5346, T. 24.03.2015:
“Mahkemece bu hesap raporu benimsenmiş ise de, işe giriş çıkışa ilişkin kart basma kayıtlarına göre davacı işçinin fazla mesaisi yoktur. Ancak tanık beyanlarına göre davacının haftalık 45 saati aşan fazla mesaili çalıştığı sonucu çıkmaktadır. Ayrıca davalı işyerinde çalışan işçiler tarafından işe ilişkin gönderilen elektronik postalardaki (maillerden) saatler de giriş çıkış kayıtlarının aksi bir durumu göstermektedir. Ayrıca davacı gibi mühendis olan bazı işçiler tarafından el yazısı ile tutulmuş giriş çıkışı gösteren çizelgeler bulunmaktadır. Sözü edilen tanık anlatımları, mailler ve elle tutulan çizelgeler ile işe giriş çıkışı gösteren kart basma kayıtları arasında bir çelişki bulunduğu açıktır. Bu nedenle mahkeme tanık beyanlarına yeniden başvurulmalı, mailller değerlendirilmeli ve işçilerin neden kendi aralarında işe giriş çıkışa ilişkin ayrı bir kayıt tuttukları araştırılmalı, toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek fazla mesai ve buna bağlı olarak kıdem tazminatı talebi hakkında karar verilmelidir.”
Yargıtay, 22. Hukuk Dairesi, E. 2015/28334, K. 2018/6486, T. 13.03.2018:
“Ancak, davacı taraf davalı işverence sunulan kayıtların her zaman tek taraflı olarak değiştirilebileceğini ileri sürmüş olup, mahkemece bu iddiaya ilişkin olarak herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Davacının bu iddiasına karşılık, ilgili kayıtların tutulduğu bilgisayar veya teknik cihaz üzerinde alanında uzman bilirkişi marifetiyle inceleme yapılarak, sonucuna göre hafta tatili ve fazla çalışma alacağı ile ilgili karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”
Yargıtay, 22. Hukuk Dairesi, E. 2016/22009, K. 2019/19618, T. 22.10.2019:
“Tüm bu açıklamalar ışığında davacının fesihten önce çalıştığı işyerinde kullanılan cihazın teknik bilirkişi marifetiyle ana merkez server kayıtları ve dosyadaki çıktılarla birlikte incelenmesi ve üzerinde oynama yapılabileceğinin tespit edilmesi halinde tanık beyanları değerlendirilerek davacının varsa fazla çalışma alacağının tespiti ile sonucuna göre kıdem tazminatı talebinin de hüküm altına alınması gerekirken eksik inceleme ile sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”
Yargıtay, 7. Hukuk Dairesi, E. 2015/40876, K. 2016/9602, T. 27.04.2016:
“Konusunda uzman bilirkişi katılımı ile mahallinde keşif yapılarak kayıtların muteber olup olmadığı, davacıya ait … kayıtlarının değiştirilip değiştirilmediği belirlenmeli ve buna göre fazla mesai ücreti ve milli bayram ve genel tatil çalışma ücretleri varsa hesaplanmalıdır.”